Gün

By

Gülümsüyorum. Seni buraya neyin getirdiğini, ne bulacağını düşündüğünü bilmiyorum. Hayatının kaçıncı yılındasın, geçen zamanda neler yaptın? Dinlemek istesem de anlatıcı olduğum kısma geçmek mecburiyetindeyiz değil mi? Rollerimiz belli burada. Öyleyse başlayalım.

Gece oldu. Lazım olacağını düşünerek bir buton eklemiştim. Şimdi ona basıp bu sabaha gidelim. Uyandığımda günün öncekilerden pek farkı yoktu. Genelde olduğu gibi gece yarısına doğru kendimi uykuya bıraktım. Sabah kahvaltı için uyanacağımı biliyordum. Benim için günün kaçırmaktan hoşlanmadığım başlangıcı. Hatta okumak, izlemek istediklerim olmasa o zaman diliminde başlatıp bitirebilirim. Belki. Her neyse. Günü belirlediğin bir sabah olmuştur. Bugün şöyle olacak diye kendini şartlandırmışsındır. Ben bir fincan kahve hazırlayıp olumsuz bir şey düşünmeyeceğim, dedim. Bu kahvenin bir tek bize mi hatrı yok? Haberleri açana kadar yolumdaydım. Sonra bir baktım çizdiğim yolu şaşırmışım. Kaygı, endişe, korku karşımda. Gün nasıl ayacak? Çocukken radyo sesiyle uyandığım olurdu. Bir tını gelirdi kulağıma. Beni kendine çektikçe gözlerimi aralamak isterdim. Bu sabahla hiç alakası yok. Sunucunun sesi herhangi bir şarkıya benzemiyor. Bahsettiği şeyler kulağımdan içeri usul usul dolmuyor. Konular birbiriyle yarışa girmiş, zihnime ulaşmaya çalışıyor. Almışım kalan umutlarımla kahvemi, gelmişim hem sesli hem görüntülü cihazın karşısına o bana felaketleri sıralıyor. Çevremdeki insanlar olumlamama dahil oldu diyelim, dünyayı nasıl ikna edeceğim?

Bir sürü iş uydurup kendimi yok yere yorduktan sonra akşamı getirdim sofraya. Oyalanarak geçirdiğim bir gündüz daha geride kalmıştı. Görsel olarak göz doyuran akşam yemeği, yerken lezzetsiz gelmişti. Sebebi kullanılan malzemeler ya da beceriksizlik değil, keyifsizlik. Dünyamızın bizi alıp içine bıraktığı belirsizliğin verdiği keyifsizlik. Dünyanın bir suçu yok, dünyamız yaptı ne yaptıysa. Eskiden olsa bilinmezliğin verdiği heyecanla günden güne atlarken şimdi hepimiz bu durumu sonlandırmak istiyoruz. Ne vurdumduymaz ne cesaretliymişiz değil mi? Başa dönelim. Hayatının kaçıncı yılındasın, geçen zamanda neler yaptın? Butonu kullanıp geçmişe dönmek ister misin? Belki de yakın geçmişe dönmeyi tercih edersin. Tam bir tarih bile verebilirsin. Bir kırılma anın vardır. Yoksa sen geleceği bekleyenlerden misin? Kayda değer bir değişiklik yok mu hayatında? Kişisel gelişim hikayesine çevirmeyeceğim şuradaki laflamamızı. Çünkü söylemek isteğim bu değil. Sorgulamaların arttığını anlamanı istiyorum. Kurduğumuz hayaller geçtiğimiz yıl ortalıkla birlikte karıştı. Kim olduğumuzu ve aslında ne istediğimizi tekrar düşünüyoruz. Aydınlanma yaşamış olabiliriz ama tamamladığımızı söyleyemem. Bir şeyleri daha net görmeye başladığımızı iddia edebilirim yalnızca. Her şeyin başında olduğumuz bir arayıştayız. Fırsatını bulsak yine bırakacağız kendimizi. Akış diyeceğiz adına. Kontrolsüzlük silsilesi boy gösterecek. Hayatımıza yayılışını izleyeceğiz. Gözünün önüne geliyor mu? Senaryo tanıdık mı? Bahaneler ortaya çıkacağı günü bekliyor. Bir yanımız da düşünmemenin verdiği rahatlığı arıyor. Bunlar birbirini besleyecek. Zaman cebimizden harcayacağız. Verdiğimiz uğraşı unutacağız. Manayı geride bırakacağız. Bilmemeyi tercih edeceğiz farkında olarak. Sonra yine bir gün olan bitene şaşıracağız, insanız ya.

Sabah ve akşam arasında geçerken uğruyormuş gibi davrandığımız bir boşluk var. Bize ait olan bu boşluğun kapısını açıp kapatmaya tenezzül etmiyoruz. Aralık bırakmışız. Seni buraya neyin getirdiğini, ne bulacağını düşündüğünü bilmiyorum. Sorgulamaların arttığını anlamanı istiyorum.