Düşünmek hayatımızın içerisinde tuttuğumuz bir aktivite olabilir mi? Hatta bazen aşırıya kaçtığımız bir aktivite. Bir gecede birden fazla film izlemek gibi. Varlığına alışıp başladığımız bir diziye devam ediyormuşçasına düşünmeye de kaldığımız yerden devam ettiğimiz olmuştur. Komodinde birlikte duran dergi ve kitaba da benzer tabii; bir konudan diğerine geçeriz. Peki biz kendimizi anlamak için düşündük mü hiç? Kendi kendimize sesleniş biçimimiz olabilir miydi?
Geriye doğru yolculuk yaptığımızda zamanın iyisiyle kötüsüyle geçtiğini bilmemiz gerekir. Şayet bir karışıklık hissediyorsak bugünü etkileyen bir şeyler var demektir. Muhtemelen geçmişteki bir olayı tam manasıyla yaşamadığımız için hala bitirememişizdir. Mutlu bir anınızı hatırlayın. O mutluluğun tekrar geleceğinden eminmiş gibi geçmediniz mi ertesi güne? Kendinize izin verdiniz mi tadını çıkarmak için? Öğrendikleriniz hakkında bir durup düşündünüz mü? Duyguları bir kenara bırakarak ilerleyebileceğimizi zannetmek ne büyük yanılgı! Oysa yaşadığımız her şey birer deneyim ve zihnimiz onları kaydediyor. Bazen içimizdeki ses daha ileri gitmeyi mantıklı bulmaz ve durmamız için bizi uyarır. Onu duymamazlıktan geldiğimizde karnımızdan boğazımıza doğru yakıcı bir şey hissederiz. Ne olacağını bilme isteğiyle ilerler, ilerledikçe endişeleniriz ama duramayız da. Sonuç korktuğumuz gibi olmazsa “Eh, o kadar da kötü değildi.” deriz. Ya korktuğumuz gibi olursa? Olayların üzerine bu şekilde gitmek, karşımıza çıkacak olana sürüklenmek demektir. Akıp giden hayata uyum sağlamaya çalışırken kendimizi dinlemeyi ihmal etmemeliyiz. Yönümüzü bir tarafa çevirmek için şartları zorladığımızda raylarda sorun çıkarsa ruhumuzun da tamire ihtiyacı olacaktır. Onunla arayı hiç bozmasak nasıl olur?
Kurduğumuz ilişkiler sonucunda birbirimizden farklı yanlarımızı gördük ve farkında olarak ya da olmayarak kendi kurallarımızı belirledik. Elbette benzer yanlarımız da vardı ama yeri geldiğinde isteklerimizden bahsedebiliyorsak, ihtiyaç duyduğumuzda ilham almamız gereken ilk kişi yine kendimiz olmalıyız. Çünkü hiçbirimiz tamamen aynı olamayız, aynı şeyleri yaşayamayız. Eğer kendimizle konuşmaz, kendimizi dinlemezsek kenara bırakıp gittiğimiz her olay adımlarımızı takip edecektir. Yarım bıraktığımız her konuşma benzer bir olay bulduğunda kendini tamamlamaya çalışacaktır. Kendimizle buluşmamızda fayda var.
“Bitmesi gereken şeyler bitmediğinde, değişmesi gereken şeyler değişmediğinde sana mutlaka sinyal verir. İçindeki ses seni kendine çağırır. Başa saran bir döngüye girmemek için kulak ver. Onu anlamaya çalış çünkü o zaten sensin.”