Saklı Hisler

By

Hayat telaşının arasında hayal kurdukları zamanları düşünmeden edemiyordu. Beraber bir köşeye geçerlerdi ve o göğsüne yatardı. Saçlarını kulağının arkasına nazikçe sıkıştırıp anlatmasını beklerdi. İkisi için istediği şeyleri ondan da duyduğunda sevinirdi. Artık neredeyse hiç konuşmuyordu. Hareketlerinden anlam çıkarmaya çalışıyordu ama daha fazlasına ihtiyacı oluyordu. Eskisi gibi onu dinlemek istiyordu. Bir şey söyleyeceğinde karşısına geçip başını bir yana eğişi, insanın gözlerinin içine bakışı, ellerini nereye koyacağını bilemediği için sağa sola savuruşu ve dudaklarını muzipçe kıvırışı hoşuna giderdi. Onun bu hallerini izlemeyi severdi. Enerjisiyle odasını, evini doldurmasına hayrandı. Tüm gün dans ediyormuş gibi yürürdü. Neşesi adımlarına yansırdı. Bunları özlüyordu.

Ne olduysa taşındıktan sonra oldu. Evi satıp sakin bir yere yerleşmek istiyorlardı. İlan vermiş ama uzun süre dönüş alamamışlardı. Bu sırada ihtiyaçlarını karşılayabilecek, taştan ama yeterli sayıda odası olan, en önemlisi bütçelerini aşmayan evi bulmuşlardı. Görmeye gittiklerinde onları çeken şey kesinlikle manzarasıydı. Kimi yerleri tadilat istese de tamamen yerleştiklerinde huzurlu olacaklarını sanmıştı. Bol ağaçlı bir yer bunu vermez miydi insana? Sakinlerinin çoğu kendi halinde insanlardı. Bahçelerindeki hamaklar, ahşap oturma grupları, hasırdan dekorlar güzel görünüyordu. Sahipleriyle yürüyüş yapan köpekler, oyun oynayan kediler, cıvıldayan kuşlar… Şehrin karmaşasından, gürültüsünden uzakta olup market, manav, postane gibi yerlere yürüme mesafesindeki bu evi kaçırmak istemiyorlardı. İletişime geçen ilk alıcıyla uzlaşıp evi sattılar.

Taş evdeki ilk haftalarını her gün bir bölümü düzenleyerek geçirdiler. Daha önce defalarca üzerinden geçtikleri fikirlerine uygun şekilde döşüyor, beğenmedikleri yerleri değiştiriyorlardı. Her şey yolundaymış gibi görünse de zamanla havaya sessizlik hakim oldu. Sohbetleri azaldı. Konuşsa da karşılık alamıyordu. Evden uzaklaşmaya başlamasıyla birlikte tedirginliği arttı. Ortadan her kayboluşunda meraktan deliye dönüyor, aklına gelen sorularla boğuşuyordu. Kendisini kötü mü hissediyordu yoksa sadece sessizlik mi istemişti? Ne durumdaydı? Başına bir şey gelmiş olabilir miydi? Sıklıkla bir yerlere kaçtığı için bir gün gerçekten zor durumda olsa anlayamayabileceği ihtimali içini sıkarken kafasını iş kurma fikriyle meşgul etmeye çalışıyordu. Nesilden nesile aktarılan meslekler hep ilgisini çekmişti. Bir sabah tezgahında yaz meyvelerinin dizili olduğu manavdan alışveriş yaparken onlarınkinin de meyve yetiştiriciliği olması gerektiğini düşündü. Kahvaltı ederlerken konuyu açmaya karar verdi. Kızarmış ekmeğinin üzerine reçel sürmek için uzandığı sırada “Bahçeyi meyve yetiştirmek için kullanalım mı?” dedi. Gözlerini kısarak baktı. Bu onun anlamaya çalıştığını belli eden yüz ifadesiydi. “Çevre koşulları uygun. Oldukça verimli bir bölgedeyiz. Yılın belli dönemlerinde dışarıdan gelenler oluyor. Tanınırlığımız arttıkça işi büyütebiliriz. Hem toprakla uğraşmak bize de iyi gelir.” Kafasını ağır ağır salladı ve ekmeğinden bir ısırık aldı. “Bizimkilerle konuşayım.”

Gerekli süreçleri araştırmak için merkeze gitmeye karar vermişti. Deniz kenarından geçerken etrafa bakındı. Biraz ilerde çadırlarını kurmaya çalışan ziyaretçiler vardı. Kamp bölgesi olduğundan dolayı buranın yoğun ilgi görmesi işle ilgili önemli bir detaydı. Şehirde malzeme satan dükkanlara uğrayıp ürünleri inceledi. Edindiği bilgileri diğerleriyle paylaştığında akıllarına yatmış olacak ki hemen kabul ettiler. Saatine baktığında epey zaman geçtiğini fark ederek dönüş yoluna geçti. Eve vardığında onu yine bulamadı. Patikadaki küçük barakada kitap okuyor olabileceğini düşündü. Ama orada da değildi. Heyecan yerini endişeye bırakmıştı. Zaten her seferinde bilmediği bir yerden çıkardı. Buna rağmen onu bildiği yerlerde aramaya başlar ve sonra çaresizce etrafta gezinirdi. Öyle de oldu. Kaç tur attığını, kaç kişiyi aradığını hatırlamıyordu. Ormana doğru bakarken gözü zirvedeki karaltıya ilişti. O olabilir miydi? Yamacı tırmanırken sivri kayalar avuç içlerini kesse de durmadı. Sonunda yukarı çıktığında nefes nefese kalmıştı. Onu kollarını açmış, önündeki boşluğa doğru hafifçe sallanırken görünce bağırdı. “Hey!”