Ah, işte yine başlıyoruz! Bilinçaltım tüm gizemiyle dikiliyor karşımda. Bir kez olsun geleceğini haber vermedi ve ne anlatacağını baştan söylemedi. Düşünürken dünyamı gezdim durdum. Valizimi elime tutuşturur gibi aklıma bir şey düşürmesi yolculuğa hazır olduğum anlamına gelmez ki. Birazdan etkileri görülecek. Uzun süren düşünme halleri, dalıp gitmeler, belirsizlikten kurtulmaya çalışırken yaşanan gerginlikler… Bir yerlere sürükleyeceğinden emin olduğum kapıyı aniden açabilir miyim? Ne ile karşılaşacağımı tahmin dahi edemeden olmaz. Biraz daha oyalanacağım. Rahatlamalıyım. Ne var acaba kapının ardında? Çözmem gereken bir sorun mu? Geçmiş meseleler mi? Hayaller? Zihnime ne alacağımı bilmeden nasıl ilerleyeceğim ki ben? Olumlu düşün, pozitif ol! Nasıldı o? Hah tamam, derin bir nefes al. Ona kadar say. Bırak, olmuyor. Düşünmeden yapmayı denesem? Topuklarımı yere vurduğum sert bir adım. Bir adım daha. Haydi uzan şimdi kapının koluna. Çevir. Çevirsene! Yapamıyorum. Merakla karışık endişe yayılıyor havaya. Hep aynı terane. Halbuki kapının ardındaki şey en iyi haliyle bekliyor olabilir. Geçen zamandan izler taşısa da elbet hiç benzemeyen yönlerini bulacağım. Çünkü onunla yeniden karşılaşacağım. Kafamın içinde şöyle bir gezip ne var ne yok diye bakacağım. Belki de yerine oturduğunu söylediğim taşlara tekrar bir göz atacağım. Bilemiyorum. İhtimaller bu kolu çevirmem için yeterli gelmiyor. Karşıma çıkan şeyi şöyle bir süzüp devam edecek cesareti nereye koymuştum? Bir ara iç açıcı şeyler bırakmalıyım buraya. Mesela çiçekler olsa etrafta hatta mümkünse zilin yerinde, çoktan girmiştim içeri. Ama şu haliyle öyle solgun görünüyor ki davet edildiğim şeyin canlı renklere sahip olduğunu pek zannetmiyorum. Bu yüzden açabileceğim kapının zilini içerde ne varsa o beni karşılasın diye çalamam. Eşiğinde tozlu sayfalar varsa ve attığım adımla onlara çarpıp etrafa dağıtırsam şaşırmam. Havaya hangi durum hakimken parmaklarımın üzerinde gezindiğini tam hatırlayamıyorum. Güneşli de olsa gün, kalemimden yağmur yağmıştır. Ezbere bildiğim yazıları bir kez daha okumama gerek yok. O yığının ne kokusu çekiyor kendine ne de dokusu. Ayaklarımın altındaki paspası da yenilemeliyim. Aşınmış. Artık anlıyorum. Önümde duran şey sadece bir perde. Gözümün önüne inmiş, beni korkutup kaçırabilecek bir perde. Öyle ki her zaman görünmeyen bir taraf olduğunu unutturacak. İnsana kimi zaman şaşırtıcı gelen, kimi zaman tanıdık hissettiren taraf. Kafamı dünyamın görünmeyen yüzüne çevirebilmeliyim. Uzak mesafedeki sessizliğimi dinleyebilmeliyim. İşte o zaman kendimle yüzleşebilir, ortalık dağınıksa toplayacak gücü bulabilirim. Tak tak… Bu kapı açılırken gıcırdıyor, yağlamak lazım.