Daire şeklinde bir odadayım. Göğe doğru uzanan merdivenler kulede olduğumu düşündürüyor. Duvarlar kitaplarla çevrilmiş. Etrafımda dönüyorum. Genel olarak kahve tonlarının hakim olduğu bu yer, yıllardır bir gün uyandığımda kendimi bulmak istediğim yer. Aydınlatma sisteminin cılız ışığı kitap kapaklarına vuruyor ve rafların arasından ışık huzmeleri yayılıyor. Loş ortamın dengesini bozan şeyse kafamı kaldırdığımda yukarıda gördüğüm cam küre. Gökyüzüne açılan devasa bir pencere orada. Gece nasıl göründüğünü merak ediyorum. Odanın bir köşesine kurulmuş asansör sistemi kitaplara ulaşabilme imkanı tanıyor. Tüm rafları incelemenin ne kadar zaman alacağını düşünürken diğer köşeye yerleştirilmiş koyu yeşil berjeri fark ediyorum. Okumam gerektiğini söylercesine duruyor karşımda.
Elime bir ansiklopedi alarak geçip oturuyorum. Çocukluğumdan beri görmediğim bu ansiklopediyi bulduğuma inanamıyorum bir an. Kimsenin okumadığını zannetmem ne tuhaf. Bitki türlerini açıkladığı için nereye gitsem yanımda götürürdüm. Gördüğüm ağaçların, çiçeklerin isimlerini öğrenmek ve yaşam koşullarını bilmek isterdim. Nasıl yaşayabildiklerini bilmek nasıl yaşayabileceğimle ilgili olmasa da canlıydı bu ekru rengi sayfalarda anlatılanlar. Bana da canlı hissettiriyorlar. Yasemine bakmak istiyorum. Yaz akşamları sokak aralarından geçerken duyduğum o tanıdık koku burnuma geliyor. Y harfine doğru sayfaları çevirirken duraksıyorum. Defterden koparılmış bir sayfa ansiklopedinin içinde eskimiş. “Bugün sadece…” Güzel bir el yazısıyla yazılmaya başlanıp tamamlanmayan cümlenin devamını merak ediyorum. Mürekkep arkasına geçmiş.
Yanımda duran çekmeceyi açıyorum. Boş kağıtlar ve bir kalem var. Çekip aldığım bir kağıda yazmaya başlıyorum: “Bugün sadece…”