Serbest Düşüş

By

“Gel, gidelim. Biraz konuşmaya ihtiyacımız var.” Peşine takıldığımda adımlarını uzun zamandır takip ettiğimi hissettim. Eskiden yol gösterdiğini düşünürdüm, artık bir adım bile ileriye gidemeyeceğim o yola davet olduğunu biliyorum. Yol öyle bozuk ki viraj yerine bulantı tabelaları yerleştirilmeliydi.

“Ben sana en başında ne yapman gerektiğini söylemiştim.” Şu anı yok sayacağımızı belli etti sözlerin. Yine. Geçmişle yola çıkıyorsun. Birazdan seninle aynı anda, aynı şeyi düşünemediğim için beni suçlayacak ve sonra doğru zamanın önemini anlatan sebeplerini sunacak, engelleri sıralayacaksın. Ah, yol çok bozuk. Yağmur yağmış, her yer çamur. Üşüyorum ve söylesem hep üşüyorsun diyeceksin. İçimi ısıtan birkaç cümle duysam senden, kalbim yanardı herhalde acılaştığın için. Donarak döneceğim. Acıdansa hissizliği seçen senden öğrendim bunu da. “Neye gülüyorsun?” Güldüğümün farkında bile değilim. “Hiç.”

“Hep böyle olmuştur zaten. Sonradan anlaşılırım. Kime değer versem başta benim kadar önemsememiştir hiçbir şeyi.” İnsan nasıl da unutuyor değil mi, kimsenin mükemmel olmadığını. Hikayelerin aynı olamayacağını. Hataları tartacağımız bir terazi getirsek tartmak bir yana, kaldıramayacağını. Dünyanın dahi düz bir çizgi olmadığı kanıtlanmış, sen kafama kitapları üst üste sıralayıp yürü diyorsun. Bir dengeyse aradığımız, o iyi ve kötünün birlikteliği değil mi? Kim tamamen biri veya ne sadece tek bir şey? Söylemeye zahmet etmiyorum çünkü… “Yanında olmaya çalıştığımda yetmedi sana.” Buna devam etmek gerekir. Bir süre yapıp bırakmak, yaptım diyebilmekten başka nedir? “Ama oradaydım.” Şaşırmadım. Şimdi neden olmayacağını söylemenin tam zamanı. “Artık nasıl olabilirim? Yine gülüyorsun!” “Paraşütü görüyor musun?” “Gece gece ne paraşütü!” Gökyüzünün karanlıkta da kendi aydınlığı vardır. Ben de bunu defalarca göstermiştim sana. Ama konu bu değil, değil mi? Nerede senin şu bölüm bölüm ayırarak yeniden yazmak istediğim, kafamın üstünde durmayınca bir yerlere fırlattığın kurallar dolu kitapların? “Çok sorum var ama cevapları hiçbir şeyi değiştirmeyecek.” “Yani yeterli gelmeyecek.” Susuyorsun.

Her dakikasında seçim yaptığımız bir hayatta birbirimizi sınasak belki şartları zorlasak da sen bir seçim olamayacağına inanıyorsun. Çünkü olduğun yerde bir diğer seçeneğe ihtimal vermiyorsun. Fakat sen sadece kendine bu kadar tutunuyorsun. “Düşecek.” “Efendim?” Havada gördüğüm şey her neyse, seninle inatlaşmaktansa göz yanılgısı olduğunu söylerim ki bu da bir tercih, kontrolünü kaybetti. Birazdan bir yere çarpacak. Ama… Neden öyle bakıyorsun? Sanki en başındaki gibi. Kontrolsüz…