Kaç saat? Saat kaç? Kaç, saat?

By

‘Kaç yanlış bizi doğruya götürecek bilmiyorum ama sen, gün ışığındaki sahil yolusun.’

Birçok tesadüf olacağına eminim artık rastlamak istemeyene kadar. Dikkat çeken tüm şaşırmalar hatırlanmayanlar köşesine bırakılacak. İyi hissettiren her şeyin içine kötü geldiği ve sonra ise hiç gelemediği o zaman dilimi yaşanacak. Öyleyse birkaç not alalım ileriye.

Ne sorduğumu hatırlamıyorum cevabını da. Ama saat kaçtır? Unutacağım.

Burada duyacağım.

Hızlanacak, geriye gideceğiz. Neredeysek tersine.

Kafamız karışacak. Güvenli, değilse de.

Hep bir adım üste, bir üstte. Anlatmış olacağız bir öncekiyle. Hadi bir cümle daha üste.

Neden güzel bitiyor? Tersine döneceğiz.

Durulunca paylaşacağız, anlatacağız.

Nasıl gidiyor diyerek okuyacağı şeyler olduğu haberini verdiğim canım evim, ev insan: ‘Güzel bitmiş, o bitişe dokunmayalım. İçinde bir şeyler varsa yukarıya ekle ama bitişe dokunma.’ kesin konuşmasını yaptığında merak ettiğim nereden itibaren bitmeye yaklaştığıydı. Nasıl güzel bitebiliyor?

Tam şu söylendiğinde; ben bunu biliyorum, yapmıştım ve işte bana yapılacak, aldığım iltifatları değil de bunun ettiğim en iyi iltifat olduğunu düşüneceğim.

Ve güleceğim. Bir başka yerde başka sebeplere. Durdum. Kısa, derin, sessiz ve güzel ağrılı an. Bana bir söz bahşet dendiğinde kelimeyi verecek; güzel. Ağrıya güzelin hissettirdiklerini sığdırıp kapağını kapatacak.

Konumuz bu. Böyle. Dağınık. Sana bayılıyorum çiçeği renklerinde.

Duyguyla bakınca göremez misin?

Daha fazla oku. Sondan başa doğru. Buluşalım.

Karıştı, karışık.